Dağ eteklerini mor sümbüller boyamış.
Bulut gölge yapmaya korkar.
Yoksa süpürür onları samyeli.
Rüzgâr okşadıkça bir o yana bir bu yana yatar.
Bu güzellikler karşısında,
Gam doldur kadehime dostum, gam!
Bende sümbül olmadıkça,
Gölgeler yıkılsın üstüme neye yarar.
Hicranım beka bulsun.
Yüzünü esirgedi benden Sultan’ım.
Göremeyince gam batar yüreğime.
Rahmet yağmurları yağmaz çorak bedenime.
Ve içimde yandıkça Sultan’ım, beni yakar.
Kapılar güzelliğe kapatıldı.
Ağırlaşır bedenim matemin karanlığı altında.
Feryadım arşa vardı, gözleri uyanmaz.
Artık dilim lâl olsun, örste yüreğim konuşsun.
Arşa değdi feryadım, duymadı;
Azap olsun sana yüreğimin feryadı.
Neye dokunsam kana bulanıyor elim.
Ne zaman denize döksem hüznümü,
Akşamüstü kızıla döner mavi.
Sakla beni karanlık gece!
Yanıyorum.
Yakıyorum.
Zapt edemedim ben.
Onu göremedikçe volkanlar patlar içimde.
Yer yarılır, azap gülleri filizlenir.
Uykunun boğazına dolanır sarmaşık.
Rüyalar helak olur yitik uykularda.
Gözlerim görmezse seni,
Seni gören ben gibi yansın.


Yorum bırakın