I.
Her insanın kalbi suya bakmalı.
Kavruk yüzlerin ilacı
Ve diğer alemin kapısıdır.
Bir bağ kaldı aramızda..
Görebiliyorum.
Her baktığımda dişlerimin sızladığını hatırlayabiliyorum.
Suyun diğer tarafında kaldı et parçam.
Cesedimden kadavram.
Dişlerimde hala sızısı duruyor
Soğuk suyun sıcak diğer halinden.
Öyle bilirdim.
Kutsal kelamın azap fısıldayan dizelerinde
Terkedilmişlerin dudaklarıyla buluşamayacaktı su.
Bırak gel dese de.
Kendi cehenneminden kaçamayacak insan.
Dilsiz keşişlerin parmaklarıyla anlattıkları
Hiç bir zaman ulaşamayacak sefil ruhlara.
Insan dikenlere bata bata öğrenecek.
Kahve falında bulamayacak aradığını.
O katranın içinde ararken
Gözlerinin karasından kan gelinceye kadar
Kalbinde yer edinenden haber alamayacak.
Su’da da bulamayacak.
Çünkü kara gözler görmeye kör
Bakmaya kapalıdır.
II.
Kaldır yüzündeki örtüyü
Ve kalbinden çek kilitli kapıları.
Suya örtün ve sudan öğren.
Sonra
Parmakların hiç okşamadığı
Özenle taranmış saçlarını
Sonsuz geceye
Uçlarından su damlalarını akıt.
Ipil ipil berrak gölden
Kalan parcalarımı avuçlayarak ayır beni.
Çok oldu.
Daha öncesi de vardı.
Ve bedeli vardı her zaman.
Avuçlayarak kızıl mermer yüzeyinden
Zamansız
Hep zamansız
Yıldızların
Zarif ışıklarının yansıdıgı göğsünden
Saçlarının ucundan su damlalarını toplamanın.
Gel gör ki
Masa hep dağınık.
Tabaklar yarım kalmış.
Dört sandaylenin dördü
Kendi içinde bulanık ve boş.
Elimdeki eski çatalın
Ve ucundaki kırıntıların
Şahit olduklarıyla avutuyorum kendimi.
Bir hüzün kuşu diliyorum.
Ve geliyor
Kanatları bulutlardan nemli.
Ve gümüş gagasında bir damla su.
Hüznünü sunuyor çelik pençelerinden
Tabağımın kenarına.
III.
Suyun en çok taş duvarlardan süzülüşünü severim.
Bir örümcek yuvasından izliyor.
Saman yığınlarının kokusunu içine çekiyor.
Kuşların
Yuvalarına kaçışına şahitlik ediyor.
Ellerimde çürüyor
Ben izlerken örümcegin yuvasına dönüşünü
Tabağımdan avuçladğım kırıntılar.
Yüreğimi söküp taş duvarlara çarpıyorum.
Sonra milat öncesinden kalma yığıntılara dönüşüyorlar.
O çıkıyor yuvasından
Yapıp ettiklerimi görmeden
Kendi hüznünü örüyor etrafına.
Sevdiği şeylere son vermesi ne kadar da kolaymış insanın.
Merdiven dayayıp yükseltmek varken duvarı.
Berraklığıyla sessizliği getiren su
Diğer tarafında kulakları dolduran gürültüyü sunuyor.
Taşların arasından ayaklarıma geliyor.
Bütün hengameden kirlenen ayakkabılarımı çıkarmalı mıyım?
Ya da tamamen teslim olmalımıyım.
IV.
İpil ipil göz alıcı gölün dibinde
Yüzükoyun kalmış olmalıyım.
Omurgam üzerinde adımlayan parmaklar
Kalbimin arka yerinde duraklıyor.
Büyüyor yasaş yavaş
Büyüyor kalbimin üzerinde bir el.
Ağır ağır
Ağır ağır
Sonunda kalbimi alacak kadar büyüdü.
Tuhaf olan
Kalbim avuçlandıkça
Hatırlayamamak hiçbir şeyi.
Hiçbir acıyı
Ve pençelerinden kalbime hüzün akıtan kuşu.
Sanki buzlu camların arkasından yaşamışım hayatı.
“Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?”
Bu ben miyim?
Hatırlayamamak papatyayı ve beyaz kelebekleri…
Oysa yüreğim
Büyüdükçe büyüyen parmakların arasında eziliyor.
Su’da yaşayan balık
Su’da yaşayamayan bana bakıyor.
Balıklar…
Su…
Balıklar…
Cama bir kuş çarpıyor.
Parmaklar arasından sıyrılıyor kalbim.
Yapraklar arasından sızan ışık huzmesi
Suyun berraklığından
Göz kapaklarımı aralayarak
Ruhuma akıyor.
Su’yun diğer tarafından alıp beni
Güne kavuşturuyor.
V.
Bakmak…
Parıltısının üzerinden gün doğumuna suyun.
Bir bakıma varmaktır
Bize hayat bahşeden tanrının en büyük hediyesine.
Ellerin yandığı günden bu yana
Parlak sarı saçlı çocuğun
Avuçlarında şekillendirdiği çamurun gizine varamadık.
Yabancısıyız o gizemin.
Taa yıldızların ardına
Kör olurcasına
Varabilmek için bu gizemin
Boynuzları olduğunu düşündük
Bizi seyirde tutanın.
Bakamadık ellerimize ve parmak uçlarımıza.
Bir yılanın çatal diline
Kaburgamızın altında
Damarlarımızdan dimağımıza
Fikrin kulaktan kulağa dolaşmasına
Ne bakamadık.
Ne de görebilmeyi öğrenemedik.
Duymak desen
Avluda çığıran çocukların sesinden
Öteye geçmedi.
Rüzgarın dilimizde bıraktığı
Doğudan gelen acı tadı
Dilimizden bıçak ucuyla koparıp attık.
Tırnaklarımızla kendi toprağımızı
Göz çukurlarımıza kazıyıp kör olduk.
Bize bir kurtarıcı gelmeyecek.
İlk taşı atan
İlk kahraman olacak.
VI.
Şimdi durup düşünmeli.
Camdan yansıyan dudaklarının
Neden kendi içine konuştuğunu.
Su’da kaybettiği o kapının anahtarı nerde?
Nereden başlamalı?
Nerede bulmaya çalışmalı?
Ellerinde kandil tutan
Arkasında gölgesini bırakır.
Ve ardında çok şey bırakır.
Ve bulmak için çoktan unutmuştur.
Bakmak…
Kadil aydınlığında
Daha ileri
Çok daha ileri
Işığın gittiği yere kadar gözleri büyütmek
Ayın büyüttüğü düzlüklerde
Bulmayı akıl edememek.
Hepsi gitti.
Kendi içimizin sonsuz dehlizlerinde yitirildi.
Balıklar gitti.
Kuşları yitirdik.
Örümcek kendi hüzün ağında kayboldu.
Suyun bu tarafında biz
Diğer tarafında balıklar boğuldu.
11.08.2024
Yorum bırakın