Doymadık zamana yenik düşen kalbimizin ab-ı hayat iksirine.
Solgun yüzümüzde emsalsiz bir acının derininde
Kenetlenmiş iki kalbin sürurundan habersiz
Hala ikimizden uzak,
Gül yaprağından düşlerin
Keskin gerçeklerinde kesilen kalplerimiz
Hala kanıyor yaramız
İlklerin yanlışlar çanağına.
Bir yara ile kesişen yollarımızın başını hatırla.
Bu bir arzudur tesadüfe bulanmış.
Oysa bu güne kadar kovulmuştuk bütün kapılardan.
Bir katar ağırlığında kat ederken çileli yolumuzu,
Kim derdi ki o karanlığa bir ay doğacak;
Ardımızdan gelenlerin yüzü aydınlanacak.
Zamanla anlayacağız eksikleri,
Anlayacağız ki sende ben,
Bende sen eksiksin.
Tamamlanması icap eden yap-bozun eksik iki parçası…
Bilinmeyenin içinde arayıp duracağız.
Kime ne çıkar bilmeden.
Belki sitemimizi anlar.
Tütsülenmiş mabedinde münzevi tanrıça.
Belki de yolları dikenli kadim bir sırra daldırır.
Bilinmez öylesine ağırdır ki cancağızım.
Dil, alevlerle oynar,
Gönlüne uzanan, ateşten yolları tüketirken.
Cesareti, korkuyu bir kenara bırakma arifesinde
Yeni bir tılsımın çözülemez gizine sürükleneceğiz.
Ansızın parlayıncaya dek gözlerimiz.
Ölü düşler üzerimizden dişlerini çekince
Sen kalacaksın Melani,
Ufukta en parlak güneş,
Bana ve bize sunulan.
Bekleyeceğiz.
Sabırla bekleyeceğiz kehanetin son halkası düşünceye kadar.
Bütün bu umutla beraber
Göklere sığamamış olmanın sevincini yaşıyor kalbim.
Zamana yenik düşmeyen
Senle dolu kalbim.
01.06.2014
Yorum bırakın