Yollar kadar eski
Yağmur kadar akan ömrü
Heba ettik acımasızca
Şiir çabasında.
Oysa
Toprak kokusunun yayıldığı mevsimde
Yeşil buğday diplerinde ölmek isterdim
Yalnız bir adamın Kahrolası her şiir gergefinde
Şiir sancılarını işledikçe
Kızıl mavi gün batımlarında
Tükenen bir ömür büyür.
Sonra her bahar yağmuru
Istırabımı büyütür.
Aynı pencereler…
Rutubetin aynı resimleri…
Bir silsilenin son değişmez halkası oluyor
Dökülüyor gırtlağımdan.
Zarif…
Sancılı…
Ve her zamankinden bir okka daha ağır
Pencere dipleri kıvranmaları…
Pencere buğulu.
Pencere buğulu.
Maveraya açılır
Sayıklamalı
Sancılı bekleyişin penceresi.
Maveradan saçılır
Mavi dünyanın mavi kuşları.
Gırtlağım
Her boğumunda o düşleri yutar.
O güzel ölme arzusu
Bir umut bekleyişinde daha son bulur
Toprak kokusu
Sana yenik
Sende manidar.
Kendi suskunluğum
Ne kadarını anlatabildi.
Ay
Beyaz tozundan saçarken
Çerçevesinde kırılıp parlayan,
Yastık kenarlarında gizlendi.
Ellerim gırtlağımda
Yabanıl kekre sancıları bastırıyor.
Ömür tüketme sanatı…
Bir sone değil.
Bir türkü hiç değil.
Basık silindirik yolların
Buğulu pencerelerinden dökülen
Bozuk berbat şiirleri…
Yalnız bir adamın şiir sancısı…
Ve sen,
Maveradan gözleri parlayan!
Bir çığlık duyarsan
Buğulu pencelere asılmış
Metruk ay damlası gecelerinde,
Beni hatırla.
Kederini yalnızlığıyla örten adamı.
01.12.2014

Yorum bırakın