ERGUVANLAR, ELLERİ ve YILDIZLAR

purple1

 

Söz gelimi, erguvanlar bana dönmüş olsun.

Saat beşten sonra gün düşer sulara.

Pencereden yankısı başlar talihsiz ruhların.

Kırık bir aynadan yansır gözlerime.

Biraz duman, biraz yanması genzin…

Kitapların dağılması kaçınılmazdır masa üstünde.

Günün son rüzgârını devrederken geceye

Mektuplar gelir aklıma.

Erguvan çiçeği saçacak mektuplar…

 

Anlaması an meselesidir belki

Avucumda yer edinemeyecek

O beldeden uzak çiçekler dolusu tomarları.

Yazmasam da bilir; bahanesi çoktur ellerini tutmamın.

Erguvan dalı okşar avuçlarımı ansızın.

Kâkülü kaybolmuş yıldızların yüzü durulur.

Kokusu hoş bir parfüm bırakırım bileklerine.

Modern zamana uyumsuz ışıldar gözleri.

Ve bir yıldız düşer avuçlarıma parmaklarından.

Nemli rüzgârları yüzümüze yapışır

Ne kadar tutsak da avuçlarımızda akan denizin…

Bir avuç deniz sefası sunarım ona.

Ve bir yıldız daha düşer yanaklarından avuçlarıma.

İçinde zaman sisi yayılmış kasveti örten

Bilmem hangi kapısından adım atsam

Dilimde kemirgen, sözleri yiyen arı kuşları…

Yine de parıltısına yüz dönmüş gözlerime

Zemini kaygan meşe taburları üzerinden

Bir daha çıkmasın diye çakılacak bakışlarından

Bir ışın demeti yollar merhamet perisi.

Ve bir yıldız daha düşer gözlerinden avuçlarıma.

 

Erguvan dalı kadar uzanıyor kırılgan penceremden.

Şiir sancılarına yol vermeden tutunduğu camlardan

Mideyi aşındıran bütün kekre yalnızlığı kadar

Bir o kadar da gül mevsimi rüzgârları deviren yüzünden

Bir yığın mesele tutuşturuyor yıldızların iz bıraktığı

Avuçlarıma aralayarak zaman sıkışmalarını…

Her görünmesi bir mektup olur kapı arasından uzatılan.

Yayınlanmayacak şiirlere konu olup

Bulanık her sudan berraklığa uzanan

Hiç bir zaman bilinmeyecek, bulunamayacak gezegenlere

Zaman tozu serpecek rüzgârı döven saçlarından.

Ve bir yıldız daha düşer saçlarından avuçlarıma.

 

“Neden erguvanlar” diye soracaklar balkondan

İri gövdeleri pis, yağlı korkulukları silerken.

Siz, teker teker kopan yaprakları bilir misiniz

Kimine pembe kimine mor salkımlı hayatları getiren

Kökleri ve dalları haricinde gövdesi bir

Kimine gözlerinden kimine ayaklarından dokunanı.

Bana hep avuçlarımdan dokunan erguvanlar

Yıldızları, tomar tomar mektupları sıkıştırıyor ellerime.

Yüzü aydın, parmakları kir tutmuş dünyadan geçen

Tenimde kenar mahallelerde birikmiş ıslak toprağı

Ruhumda yeniden mayalanacak düşlere yoğuran merhamet perisi

Duruyor gölgesinde, yüzü aydın, saçları erguvan…

Bir elinde yıldızlar, diğerinde papirüsleri ruhumun…

Başka sebebi yok.

Zira yıldızlarını taşıyorum ellerimde

Gerisi malumname…

 

19.08.2014

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Sappho, spelled (in the dialect spoken by the poet) Psappho, (born c. 610, Lesbos, Greece — died c. 570 BCE). A lyric poet greatly admired in all ages for the beauty of her writing style.

Her language contains elements from Aeolic vernacular and poetic tradition, with traces of epic vocabulary familiar to readers of Homer. She has the ability to judge critically her own ecstasies and grief, and her emotions lose nothing of their force by being recollected in tranquillity.

Marble statue of Sappho on side profile.

Designed with WordPress