Nicedir çay içerken kendimle dertleşmiyorum. Bu iyiye gidişin bir göstergesi. İyi olduğumu düşündüğüm şu son zamanlara kadar zihnime laf geçiremiyordum. Gördüğüm, görmediğim; duyduğum, duymadığım her şeye tez zamanda bitirilmesi gereken bir iş gibi yaklaşan şu haddini bilmez zihnin bila-mübalağa esiri olmuştum. Yalnız kaldığım her dakikanın hem hatibi ham katibi olup, ferman düzüp ferman yazar ve infazı bi-tereddüt gerçekleştirirdi. Yalnız olmadığım zamanlarda da suskunluk anlarının çığırtkanı gibi tenekeden davulu ile bas bas bağırır asdxcxvzxzxc….
Aslında bu gün kendi kendimi zihnin tuzağına düşürdüm. Tutunamayanlar kitabını okurken, kahramanın da yavaş yavaş kendi zihnine esir olmaya başladığını gördüm. İster istemez bu kitabın kahramanı ben oluverdim. Çay, sadece iftiraya uğramış, kendi halinde ve aslında insanlara çok faydalı bir vatandaştır.
Neyse. Evet.
Sohbetin konuları hep önemli meselelerdi. Arada bir tuhaf konuları olan sohbetler kaidenin dikkate alınmayan üyeleriydi. Geçmiş bu sohbetleri düşününce önemli mesele olmaları, onları komik görünmekten kurtaramıyor şimdi.
Örnek vermek gibi aptalca bir davranışta bulunmam gerekecek.
Elektriğin ne olduğunu ve aletlere ne şekilde iletildiğini sorsam… Elbette. Biliyorum. Sormamam gerekiyor. Ama sormaktan da kendimi alamıyorum. Ve elbette sizler çok mantıklı ve doğru cevapları içinde barındıran cümleler kuracaksınız.
Desem ki, bilgisayara bağlı güç kaynağının kablosunun içinde elektrik denen bir varlık yaşıyor… Durmadan, dinlenmeden açık olduğu müddetçe bilgisayarı çalıştırdıklarını düşünün. Bir kablonun içinde arada sırada bir birlerine çarparak vazifelerini yerine getiriyorlar. Vs… Evet. Bazen zihnimle bu tür saçma konuların hesabını yapardık. Bu sadece bir tanesi.
Güncel, tarihe mal olmuş, yaşama dair, siyasete dair, eğitime, ekonomiye ve aklınıza gelecek her şeye dair sohbetlerimiz olurdu. Bütün bu konuları her an, durmadan konuşmak; her sorun için çözüm bulmak ve her biri hakkında başkalarının düşüncelerini de tartışmaya açmak… Elbette kaldırılamayacak kadar ağır bir yük olduğunu anlatmaya çalışmak abes kaçacaktır. Zihnim tarafından işkenceye uğradığımı itiraf etmeliyim. Her insanın bir imtihan konusu olduğu gibi benim de imtihanım zihnim ile ilgiliydi. İmtihan kağıdını hocama takdim ettiğimde olduğu yerde can verdi zavallıcık. Her insan, imtihanını başarılı bir şekilde bitirdiğinde alanı ile ilgili ustalık elde eder. Ben de usta oldum. Ne ustası mı? Bir çok şeyin ustası… Zihnimin ustası… Sokrat’ın ve onun gibilerinin ustası… Çoğu insanın tanımak mecburiyetinde olacağı usta…
Geçmişin kısa bir filmini izlemek için çay iyi bir arkadaştı.
Not: Buraya kadar olan kısım Eski bir dostun birinci tekil şahsın ağzından hatırlatılmasıdır.
Hayat elimizden alınmadığı müddetçe sermayemiz, miktarı kesinlikle bilinmeyen ömürdür. Düşünelim bakalım nelere yatırım yapabiliriz? Düşünürken bile elimizden uçup giden bir sermayeden bahsediyorum. Elimizde ne kadar olduğunu bilemeden eksilen her dakikadan sonra elimizde ne kadar kaldığını bilmek de mümkün değil.
Kendi kanaatimdir: miktarı belli olmayan bu sermaye tükenirken, insanın yapacağı en iyi yatırım insan olma hasiyetini ortaya çıkarmaktır. İnsanın dünya üzerindeki tek vazifesi ve yatırım yaparak büyüteceği tek işi budur. İnsan olmanın gereklerini ortaya çıkarıp kendi şahsında yaşamsallaştırmış olmak en büyük hizmettir.
Nelere yatırım yapacağınızı siz düşünün.
Neticede her gelen erken gidecektir.
06.10.2013


Yorum bırakın