Böyle yaz mevsiminin bu kadar sıcak gecelerinde uyumak ne kadar zor. Yatak, altından tutuşturulmuş bir kazan gibi kaynatıyor beni. Uyku olmadığından bu hal beni düşüncelere sevk ediyor. Acaba herkes de benim gibi cefasını çekiyor mu bu yaz gecelerinin? Yatakta uyuyamadan dönüp durmak kafama düşünceler yağdırıyor. Öyle ki gerçekten baş ağrısı başladı bende. Akşam vaktinde biri Van depreminden bahsederken Allah’ın Vanlıları cezalandırdığını söyledi. Bu sözü beynimde şimşeklerin çakmasına neden oldu. Desenize her deprem birer ceza… Her ekonomik kriz bir “Şefkat tokadı”… Sanırım Antalya kıyılarına lodosun verdiği zararlar da böylesi bir cezalandırma örneği oluyor. Bu çağda siyasette, ekonomide dinlerin etkisi küresel sorunlara neden oluyor. bu gibi basit düşüncesizlik sorunları da bunların küçük birer türevi oluyor. Ya din yaşamın her alanında gerçekten yaşatılarak sürdürülecek ya da kısmi olarak yaşanıp felaketlere sebep olunacak. Başka çıkış kapısı görünmüyor. Az önceki deprem yorumunda olduğu gibi basit düşüncelerden dolayı insanlar yobazca sözler sarf ediyorlar. Hem gülünç hem de sinir bozucu. Çünkü başkasının başına gelen felaketler birer ceza olarak anlam bulurken onlarda; kendilerinin başına daha kötü bir felaket geldiğinde “Şefkat Tokadı” olarak anlam buluyor.
Ha, bir de yatakta dönüp dururken Cemil Meriç’in Sosyoloji Notları ve Konferanslar adlı kitabından “Şiir ve Nesir” başlığı altında kayda alınan bir sözü dünden beri zihnimde dolanıyor. Üstüne düşünmek çok da önemli olmasa gerek. Ama nedense zihnimi fazlaca kurcaladı. Bazen kendime kızıyorum. Çok basit meseleler zihnimde fazla yer tuttuğu için. Mesela KPSS’ ye yaklaşık bir ay kaldı. Zihnimi kurcalaması gereken mesele bu sınav olması gerekirken kendim dışında cereyan eden ve beni o kadar da alakadar etmeyen meseleleri yoğun bir şekilde harmanlıyorum zihnimde.
Ah aşk! Şiir olmasa nesirle sen nasıl anlatılırsın. Cemil Meriç aynen şöyle demiş: “Bir ülkede şair ne kadar çoksa o ülke düşünce bakımından o kadar geridir.” Bu sözü okur okumaz aklıma Yunus Emre geldi. Haliyle ve her nedense herkesin aklına geliyor zaten. “Ete kemiğe büründüm. Yunus diye göründüm.” Bu dizelerin neresinde düşünce bakımından bir gerilik var ki. Bütün ünlü şairleri bir kenara atalım. Ben bir düşünce akımı içindeysem, bir ideolojinin savunucusuysam ya da maddi- manevi herhangi bir davayı yürütüyorsam, düşüncemi anlatmak için araç olarak neyi kullanabileceksem onu kullanırım. Bu zaten yapıla gelen bir şey.
Bir slogan…
Çok iyi hazırlanan bir slogan koca bir düşünce akımını özetleyebilir. Bir afiş, bir resim, bir dörtlük şiir… Düşüncenin ifade ediliş biçimlerine sınırlandırma getirilirse asıl o zaman düşünce bakımından o kadar geri bir duruma itilir bir ülke. Gerçi bilimsel bir çalışma şiirle ifade edilemez ya.
Cari açık sorununun çözümü için yazılacak bir makale şiirsel olamaz. Elbette ki 21. yüzyılın bilime olan açlığı nedeniyle insanlar duygusal olandan epeyce uzaklaştılar. Bu durum bana hormonlu ve genetiği değiştirilmiş sebze ve meyveleri hatırlatıyor. Midem yanmaya başladı bile.
Reflü…
Bu çağ aile kurumunu yıkıyor. Bu çağ beslenme sorunlarına neden oluyor. Bu çağ duyguları yok eder derecede stres yaratıyor. Bu çağ insan olmanın bazı özelliklerini yok ediyor. Gerçi bilim insanlarına sorulsa, bütün bunlar, bu çağın normalleridir diyeceklerdir. Bu çağda bütün bu sorunlar var diye normal görülmesi acınacak bir durum. Şiirlerin bile tarzı maddeleşmeye başladı. Çoğu şairin yazdıklarından bir şey anlaşılmıyor. Ama öyle bir anlatımı var ki, anlaşılmadığı halde insanda o şiirde bir derinlik varmış hissi uyandırıyor. Ve bu şiirler de başarılı olarak değerlendiriliyor.
Bana kalırsa duyguların diri kalması şiirlerle mümkün olacak bir şey. Yoksa romanlar ve hikâyeler duygu yoğunluğundan epey eksiktir. Heyecan ve sürükleyicilik duygu yoğunluğu anlamına gelmiyor ki.
Ah bilimsellik…
Bu çağda yaşamanın bir sonucu olarak şiirin dışlanmasını da normal kabul edemem. Aklın üstünlüğü sadece bilime fayda sağlar. Bilim ise bu çağda felaketin ta kendisi oluyor zaten. Bu kadar felaket içinde şiir biraz da ilaç gibi gelmez mi daralmış ruha? Şiir bir düşüncedir aslında. Bunu biliyorsunuz. Hem de bilimsel olan gibi kuru bir düşünce değil. Yemekten sonra afiyetle yenilen bir tatlı gibi… Benim içinse çok güzel bir çay gibi… Yani şiir duygu yoğunluklu bir düşüncedir. Hem bu çağda şiir yazan bir bilim insanı bir ülkede düşüncenin ne kadar ileri olduğunun bir kanıtı olmalıdır. Ve gerçekten de düşüncede gerilik değildir bir ülkede şairlerin çok olması. Düşünce bakımından geriliğin nedeni de yeterince düşünen insanın olmamasıdır kanımca.
16.06.2012


Yorum bırakın